
Egzersizle ilgili bazı sorular çok sık soruluyor ama çoğu zaman yarım yamalak yanıtlanıyor. Koşu ayakkabımı ne zaman değiştirmeliyim? Pilates gerçekten kasları uzatıyor mu? Kegel egzersizi nedir, kimler yapabilir?
Bu rehberde üç konuyu, her biri kendi başına okunabilecek ayrı bölümlerde ele alıyoruz. Amacımız beklentileri netleştirmek; ne fazla vadetmek ne de faydaları küçümsemek. Doğrudan ilgilendiğiniz bölüme atlayabilirsiniz.
Günlük yürüyüş veya koşu için en yeni ve pahalı ayakkabıları almak çoğu zaman gerekli değil. Calgary Üniversitesi'nden emekli kinezyoloji profesörü Benno Nigg'e göre yürüyüş ayakkabılarında her şeyden önce konfor önemli. Seçimin zor olmasının nedeni ise her bireyin ayak yapısının farklı olması; bir başkasının kullandığı ayakkabının size aynı konforu sağlaması beklenmemeli.
La Trobe Üniversitesi'nden podiatri profesörü Hylton Menz'e göre yürüyüş ayakkabıları, günlük ayakkabılar ile koşu ayakkabıları arasında konumlanıyor. Yürüyüş yapanların ileri düzey koşu ayakkabılarındaki tüm teknolojilere ihtiyacı yok, yeterli destek sağlayan bir yapı yeterli. Podiatrist Saylee Tulpule, yürüyüş ayakkabılarında burun kısmının genellikle daha esnek, orta tabanın ise koşu ayakkabılarına kıyasla daha sert tasarlandığını belirtiyor. Bazı sade koşu ayakkabıları yürüyüş için de kullanılabiliyor.
Uzmanların üzerinde birleştiği pratik ölçütler şöyle:
Uzmanlar, yürüyüş ve koşu ayakkabısı konusunda uzmanlaşmış mağazalarda farklı modellerin denenmesini öneriyor. Koşu koçu Jeff Galloway, deneyimli satış görevlilerinin ayağın yere basma biçimini değerlendirerek yönlendirme yapabildiğini aktarıyor; ancak büyük mağazalarda da pek çok kişinin uygun ayakkabı bulabildiğini, önemli olanın ayakta iyi hissettiren modeli seçmek olduğunu ekliyor.
Sıkça dile getirilen genel kural, koşu ayakkabılarının yaklaşık 300 ila 500 mil, yani 480 ila 800 kilometre kullanımdan sonra değiştirilmesi gerektiğini söylüyor. Botek ise yürüyüş ayakkabıları için yaklaşık 500 kilometreyi işaret ediyor. Ancak Indiana Üniversitesi'nden kinezyoloji doçenti Allison Gruber, araştırmaların herkes için geçerli tek bir kilometre sınırı belirlemediğini belirtiyor. Koşu biyomekaniği uzmanlarının hemfikir olduğu nokta şu: Ayakkabıyı değiştirmeniz gereken bir nokta var ve bunu rahatsızlık hissetmeden önce yapmak istersiniz.
Yıpranma hızını etkileyen pek çok faktör var: ayakkabının yaşı, kişinin vücut ağırlığı, koşulan zemin, ortamın nemi ve sıcaklığı. Koşu ayakkabılarını spor salonunda ya da günlük işlerde kullanmak da aşınmayı hızlandırıyor. Oregon State University'den biyomekanik araştırmacısı JJ Hannigan, yarışlar için tasarlanan hafif ve kalın köpük tabanlı modellerin standart antrenman ayakkabılarına kıyasla daha hızlı bozulabildiğini ekliyor.
Peki yıpranmış ayakkabıyla koşarsanız ne olur? Araştırmalar aşınmanın yastıklamayı azalttığını ve ayaklara daha fazla yük bindirdiğini gösteriyor; bunun sakatlanma riskini artırabileceği düşünülüyor. Bir çalışmada 200 mil kullanılmış ayakkabılarla koşan katılımcıların koşu biçiminde küçük değişiklikler gözlemlendi. Gruber, bu değişimlerin zamanla sakatlanmaya yol açabilecek adım değişikliklerine neden olabileceğini ifade ediyor; ancak uzmanlar bunun doğrudan ciddi sakatlığa yol açtığından emin değil.
Değişim zamanının geldiğini gösteren işaretler:
Deneyimli koşucular değişim zamanını çoğu zaman hissediyor; fizyoterapist ve antrenör Brendan Martin, ayakkabılarının eskisi kadar esnek ve rahat olmadığını fark ettiğinde değişim gerektiğini anlıyor. Ancak Hannigan, kişisel algının her zaman güvenilir olmayabileceğini hatırlatıyor. Emin değilseniz aynı modelin yeni bir çiftini deneyerek farkı gözlemleyebilir ya da bir fizyoterapiste danışabilirsiniz. Martin'in benzetmesi durumu iyi özetliyor: Bu saçınıza benzer; her gün aynada gördüğünüz için uzadığını fark etmezsiniz, ta ki biri size söyleyene kadar.
Pilates faydaları gerçek mi diye soranlara kısa yanıt: Evet. Pilatesin bilimsel olarak desteklenen pek çok yararı var, ancak kasları uzattığı ya da bedeni bir dansçı fiziğine dönüştürdüğü iddiası bunlardan biri değil.
Connecticut Üniversitesi'nden kinezyoloji profesörü William Kraemer, bu iddianın bilimsel değil pazarlama odaklı olduğunu söylüyor. Kraemer'in ifadesiyle kaslar genetik olarak belirleniyor ve fiziksel olarak daha uzun hâle gelemiyor. Kas uzunluğu, iskelet yapınızla birlikte doğuştan geliyor.
Kökeni 1930'lara uzanıyor. Alman boksör ve jimnastikçi Joseph Pilates'in New York'a getirdiği yöntem, o dönem profesyonel baletler arasında ağrı yönetimi ve rehabilitasyon amacıyla hızla yaygınlaştı. Yıllar içinde birçok dansçı pilates eğitmeni oldu ve estetik görünüşleri yöntemin pazarlanmasında belirleyici rol oynadı.
Pilates eğitmeni ve biyomekanik uzmanı Shari Berkowitz bunu çok başarılı bir pazarlama hamlesi olarak tanımlıyor. Berkowitz'e göre uygulayıcıların uzun ve ince olması pilatesin sonucu değil, pilates yapanların başlangıçtaki fizikleriyle ilgiliydi. Kültürde uzun süredir var olan zayıf görünme arzusu ve ağırlık çalışmanın kaba bir vücut yaratacağına dair yaygın korku da bu algıyı pekiştirdi.
Pilates düzenli yapıldığında kas dayanıklılığını artırıyor; ancak kas hacminde sınırlı bir artış sağlıyor. Fizyoterapist Carrie Lamb, geleneksel pilates yöntemlerinin kasları genellikle aşırı yüklemediğini, egzersizlerin birkaç tekrar sonra değiştiğini ve kullanılan direncin hafif ya da orta düzeyde olduğunu söylüyor. Uzun süre hareketsiz kalındıysa başlangıçta biraz kas hacmi artabiliyor ancak pilates kas büyütmek için en etkili yöntem değil. Büyük kas gelişimi, yıllar süren güç antrenmanı ve beslenme stratejileriyle mümkün oluyor.
Amerikan Egzersiz Konseyi Başkanı Cedric Bryant ise kasların görünür hâle gelmesinin esas olarak vücut yağ oranıyla ilgili olduğunu belirtiyor. Bryant'ın ifadesiyle her insanın karın kasları var, çoğumuzda bunlar bir yağ tabakasının altında duruyor. Yani pilatesin kasları tonlaması ile kasların görünmesi iki farklı şey.
Kuzey Carolina Greensboro Üniversitesi'nden kinezyoloji profesörü Anne Brady'nin özeti belki en dengeli olanı: Pilates ve ağırlık antrenmanı farklı yararlar sağlıyor. Her ikisi de günlük yaşamda daha rahat hareket etmeye katkıda bulunabiliyor; hiçbiri kişinin ince veya uzun görünmesiyle doğrudan ilişkili değil. Kas kütlesi ve güç hedefleyenlerin pilatesi haftada birkaç gün ağırlık antrenmanıyla desteklemesi öneriliyor. Güç antrenmanının neden önemli olduğunu ayrı bir rehberde ele alıyoruz.
Beklentiyi doğru kurmak gerekirse: Pilatesten hareket kontrolü, kas dayanıklılığı, denge, esneklik ve beden farkındalığı bekleyebilirsiniz. Bedeninizin şeklini değiştirmesini ya da sizi başka birine benzetmesini beklemeyin. Bu, pilatesi daha az değerli kılmıyor; yalnızca doğru nedenle yapmanızı sağlıyor.
Üç konu arasında en çok merak edilen ama en az konuşulan başlık bu. Önce tanımla başlayalım: Kegel nedir diye soranlar için kısa yanıt, pelvik taban kaslarını güçlendirmek amacıyla yapılan bir egzersiz. Kegel ne demek sorusunun yanıtı ise adını 1940'larda bu egzersizi tanımlayan jinekolog Arnold Kegel'den alıyor.
Pelvik taban kasları rahim, mesane, ince bağırsak ve rektumu destekleyen kas grubunu oluşturuyor. Leğen kemiğinin tabanında, bir hamak gibi gerilmiş durumdalar. Pelvik kasları ne işe yarar derseniz: Bu kas grubunun sağlıklı ve esnek olması, desteklediği organların daha iyi çalışmasına katkı sağlıyor. Bu yüzden pelvik taban egzersizi nedir sorusunun yanıtı, yalnızca güçlü kaslar değil; bedenle kurulan iletişimi ve bedensel farkındalığı da içeriyor.
Kegel egzersizi faydaları birkaç farklı alana yayılıyor. Kegel egzersizlerinin faydaları arasında en sık anılanlar şöyle:
Evet. Kegel egzersizleri erkek faydaları konusunda en sık sorulan soru bu ve yanıt net: Erkekler de kegel egzersizi yapabiliyor. Kegel egzersizi erkek ne işe yarar derseniz, mesane kontrolünü iyileştirebildiği ve cinsel performansı destekleyebildiği belirtiliyor. Uygulama prensibi kadınlarla aynı; yalnızca kasların bulunması biraz farklı hissettirebiliyor.
Kegel egzersiz nedir nasıl yapılır sorusunun pratik yanıtı burada. Pelvik taban egzersizi nasıl yapılır diye merak edenler için uygulama oldukça sade ve farklı pozisyonlarda yapılabiliyor: uzanarak, oturarak, ayakta ya da dört ayak pozisyonunda. Öğrenme sürecinde en rahat hissettiğiniz pozisyonu seçin; başlangıçta uzanmak kolaylık sağlıyor.
Önemli bir uyarı: İdrar yapma sırasında kegel egzersizi uygulanmaz. Bu, mesanenin tam boşalmamasına ve idrar yolu enfeksiyonlarına yol açabiliyor.
Kegel sıkma üzerine kurulu; ancak pelvik tabanın gevşemesi de aynı derecede önemli. İki yoga duruşu bu dengeyi destekliyor:
Sabır gerektiriyor. Etkiler genellikle birkaç hafta ila birkaç ay içinde fark ediliyor ve bunun için düzenli uygulama şart. Birkaç gün deneyip vazgeçmek, sonuç görmemenin en yaygın nedeni.
Kegel egzersizleri önemli faydalar sunabiliyor; ancak tıbbi tedavinin yerine geçmiyor. Şu durumlarda önce hekim görüşü alınmalı:
Bir ayrıntı daha: Pelvik taban kasları aşırı gergin olduğunda kegel egzersizi uygun olmayabiliyor; hatta tabloyu kötüleştirebiliyor. Yani her pelvik taban sorunu için doğru yanıt sıkmak değil. Bedeninizin verdiği sinyalleri izleyin ve idrar kaçırma, ağrı ya da sarkma gibi belirtileriniz varsa bir pelvik taban fizyoterapistine ya da hekime danışarak size uygun yaklaşımı belirleyin.
Bu rehberdeki üç konu birbirinden çok farklı görünüyor; ama ortak bir ders taşıyor. Ayakkabıda pahalı değil rahat olan doğru; pilateste vaat edilen değil gerçek fayda önemli; kegelde ise sıkmak kadar gevşemeyi bilmek gerekiyor. Üçünde de beklentiyi doğru kurmak, sonucu belirleyen şey.
Egzersizle ilgili merak ettiğiniz başka bir konu varsa, uzmanların ne dediğine bakmak her zaman iyi bir başlangıç. Ve herhangi bir ağrı, süregelen belirti ya da sağlık sorunu söz konusuysa, internetteki yanıtlar yerine bir uzmanla konuşmak en güvenli yol.
For live sessions and content → Click to download the app!