
Hayatımızı biçimlendiren en güçlü şeylerden biri, kurduğumuz bağlardır. Hem başkalarıyla hem de çoğu zaman unuttuğumuz biriyle, yani kendimizle. Bu iki bağ birbirinden ayrı değildir: kendimizle nasıl bir ilişki kurduğumuz, başkalarıyla kurduğumuz ilişkilere doğrudan yansır. Mindfulness ve meditasyon gibi farkındalık pratikleri, bu bağları daha sağlıklı kurmanın anahtarı olabilir, çünkü hem kendi ihtiyaçlarımızı hem de karşımızdakinin duygularını fark etmemizi sağlar.
Bu yazıda kendimizle ve çevremizle kurduğumuz bağları farklı açılardan ele alacağız: başkalarının duygularını derinden hisseden empatlardan öz sevginin gücüne, sağlıklı ilişkilerin temellerinden sürekli olumsuz insanlarla baş etmeye ve partnerlerle derin bir bağ kuran çift yogasına kadar.
Bazı insanlar, çevrelerindeki duyguları âdeta bir sünger gibi içlerine çeker. Empat; başkalarının duygularını, düşüncelerini, hatta fiziksel acılarını kendisine aitmiş gibi hisseden kişidir. Empati kelimesinden türeyen empatlık, yüksek bir duyarlılık ve farkındalık gerektirir. Empatlar, son derece hassas kişiler yani HSP (highly sensitive person) ile benzerlik taşır, ancak onları ayıran belirgin nitelikleri vardır.
Empatlar yalnızca birebir konuştukları kişilerin değil, ortamdaki herkesin yoğun duygularını fark edebilir. Sahip oldukları ayna nöronları sayesinde, duygularını iyi gizleyen kişilerin bile ne hissettiğini sezebilirler. Bu derin hassasiyet onları çevreleri için kıymetli, sevgi dolu ve adalet duygusu güçlü kişiler yapar ama aynı zamanda yorabilir. Şiddet ve dehşet içeren görüntülere dayanamaz, başkalarının acısını kendi bedenlerinde hissedebilir ve kalabalıklarda ani duygu değişimleri yaşayabilirler. Bu yüzden birçok empat, huzuru korumak için yalnız kalmayı tercih edebilir.
Empatlık güzel bir yetenektir ama dış enerjinin yoğun olduğu anlarda kişinin kendi iç sesini duymasını zorlaştırabilir. İyi haber şu: Birkaç basit pratikle kendi enerji alanınızı korumayı öğrenebilirsiniz. Kime ne kadar vakit ayıracağınızı bilinçli planlamak, kendi gerçekliğinize yakınlaşmanıza yardımcı olabilir. Enerjiniz düştüğünde yoga ve meditasyon ile nefes teknikleri toparlanmanıza destek olabilir. Sizi hangi mekânların, kişilerin ya da eylemlerin zorladığını gözlemlemek bir farkındalık kazandırır. Her şeyden uzakta, doğada geçireceğiniz zaman ise kendi iç sesinizi yeniden duymanızı sağlayabilir. Bütün bunları küçük bir günlük meditasyon rutiniyle desteklemek de iyi gelebilir.
Başkalarının duygularını bu kadar önemserken, çoğu zaman en çok ihmal ettiğimiz kişi kendimiz oluruz. Öz sevgi bireyin kendisini tüm yönleriyle, olumlu ve olumsuz nitelikleriyle kabul edip kendisine sevgi gösterebilmesidir. Bir tür koşulsuz sevgiyi kendinize yöneltmek diyebiliriz buna. Öz sevgi, kriz anlarında hayatın hem neşeyi hem kederi barındırdığını ve hata yapmanın sıradan olduğunu kabul etmenizi kolaylaştırır.
Peki bu neden önemli? Çünkü kendini sevebilen biri, zor zamanlarda kendini suçlamak yerine kendine şefkatle yaklaşır ve yüksek stres ile kaygıyla daha sağlıklı baş edebilir. Üstelik öz sevgi, ilişkilerimizin de temelidir. Kendi benliğinizde deneyimlemediğiniz bir sevgiyi başkasından beklemek gerçekçi değildir. Kendini sevebilen bireyler, hem kendilerinin hem partnerlerinin sınırlarını koruyan, güçlü temelli ilişkiler kurabilir.
Öz sevgiyi büyütmenin kolay ama etkili yolları var. Bütünsel sağlıkınızı korumak için kaliteli uyku, dengeli beslenme ve hareketi önceliklerinize ekleyebilirsiniz. Günlük akışınıza yalnızca size iyi gelen rutinler katabilir, yoga gibi egzersizlerle bedeninizle bağ kurabilir, cilt bakımı ya da ılık bir duş gibi küçük kişisel bakım anları yaratabilirsiniz. Her şeyi tek başına yapmak zorunda değilsiniz, bazen güvendiğiniz kişilerden destek istemek de kendinize gösterdiğiniz bir şefkattir. Yaşam alanınızı sizi mutlu eden nesnelerle süslemek ya da ara ara bir masajla gevşemek de iyi gelebilir.
Kendinizle bağ kurmanın nazik bir yolu da öz sevgi meditasyonudur. Bu pratik, kalbinizle ve benliğinizle bağlantı kurmanıza yardımcı olabilir. Sessiz bir ortamda, başınız ve omurganız aynı hizada dik oturun; oturmak iyi gelmiyorsa sırtüstü uzanabilirsiniz. Burnunuzdan derin nefes alıp ağzınızdan verin ve bir süre bu nefes çalışmasını sürdürün, bedeninizdeki ve zihninizdeki değişimlerin sessiz bir gözlemcisi olun.
Ardından iki elinizi kalbinizin üzerine koyun ve nefesinizi izlemeye devam edin. İçinizden, sonra sesli olarak “Ben sevilmeye değerim” deyin. Aldığınız nefesle sevgiyi içinize çektiğinizi, verdiğiniz nefesle sevginize engel olan düşüncelerin uzaklaştığını hayal edin. Son olarak, bir aynaya baktığınızı düşünüp yansımanıza” Seni seviyorum” ve “Mutluluğa layığım” deyin. Bu, bir tür rehberli meditasyon gibidir; düzenli tekrarladığınızda kendinize duyduğunuz sevgiyi besleyebilir. Dilerseniz bunu kısa bir rahatlama meditasyonu olarak günlük rutininize ekleyebilirsiniz.
Kendinizle kurduğunuz bağ sağlamlaştıkça, başkalarıyla kurduğunuz ilişkiler de dönüşür. Sağlıklı bir ilişki farkındalıkla hareket etmeyi, alma ile verme dengesini korumayı ve iyi gelmeyen unsurların bilincinde olmayı gerektirir. Tarafların birbirinin duygularını tanıması, empati kurması, güven duyması ve açık iletişimle anlaşması bu sürecin temelidir. Sağlıklı bir ilişkinin ilk adımı ise çoğu zaman farkındalık ve öz sevgiyle başlar.
Sağlıklı ilişkiler birkaç temel üzerinde yükselir:
Toksik ilişkiler tarafların ruhsal, psikolojik ya da fiziksel olarak birbirine zarar verdiği ilişkilerdir. Sürekli eleştiri, yoğun çatışma, manipülasyon biçimi olan gaslighting ya da iletişimi tümüyle kesen ghosting gibi durumlar görülebilir. Böyle bir ilişkide birey zamanla öz saygısını ve öz güvenini yitirebilir. Sağlıklı ilişkiler ise güven, empati, saygı ve sevgiye dayanır; sizi kendinize yaklaştırır, yormadan ve yıpratmadan huzurlu bir paylaşıma alan açar. Bir ilişki sizi sürekli kendinizi sorgulamaya itiyorsa, zorlayıcı dinamikleri objektif biçimde değerlendirmekte fayda var.
Bağ kurduğumuz herkes bize iyi gelmez. Bazen bir aile üyesinden, bazen bir iş arkadaşından gelen bitmeyen karamsarlık, özellikle zihinsel sağlığını korumak isteyen biri için yorucu olabilir. Peki ne yapabilirsiniz?
İlk olarak, olumlu tarafından bak demek çoğu zaman işe yaramaz. Travma ve dayanıklılık üzerine çalışan klinik sosyal hizmet uzmanı Zoe Wyatt-Potage, iyi niyetli de olsa bu yaklaşımın üzüntü, öfke ya da korku gibi doğal duyguların etrafında bir utanç yaratabileceğini söylüyor. Bunun adı toksik pozitiflik, yani sürekli pozitif olmaya yönelik duygusal baskı. Klinik psikolog Dawn Johnson da birinin zorlandığı bir konuyu paylaşırken ama olumlu tarafından bak yanıtını almasının geçersizlik hissi yaratabileceğini belirtiyor.
Çoğu zaman en iyi yaklaşım, karşı tarafı dinlemek ve konuşmasına alan tanımaktır. Terapist Tina Gilbertson, olumsuz hisseden birinin asıl ihtiyacının duyulduğunu hissetmek olabileceğini söylüyor ve olaylara değil, hislere odaklanmayı öneriyor. “Gerçekten endişeli hissediyorsun gibi geliyor” demek, kişinin anlaşıldığını hissetmesine yardımcı olabilir. Hemen çözüm sunma dürtüsüne ise dikkat etmek gerekir, çünkü asıl mesele çoğu zaman kişinin nasıl hissettiğidir ve bunu sizin düzeltmeniz gerekmez.
Araştırmalar, duyguların bulaşıcı olabileceğini gösteriyor. Ayna nöronlarımız sayesinde başkalarının ruh hâlini âdeta kaparız. Bu yüzden gerektiğinde kendinizi koruyacak sınırlar koymak önemlidir. Terapist Tina Gilbertson'ın ifadesiyle, derin acı yaşayan biriyle konuşurken ona şefkat duymak ama acısının yükünü sırtlanmamak mümkündür. Sürekli olumsuz hisseden biriyseniz, temel ihtiyaçlarınıza özen göstermek; kahvaltı, hareket ve yeterli uyku gibi, stresle baş etmeyi kolaylaştırabilir. Sosyal bağlar, şükran pratiği ve gerektiğinde profesyonel destek de zihninizi daha dengeli düşünmeye yeniden eğitmeye yardımcı olabilir. Bu noktada basit stres yönetimi teknikleri ve düzenli bir stres yönetimi rutini de işinize yarayabilir.
Bağları güçlendirmenin bedensel ve nazik bir yolu da çift yogasıdır. Partner yogası ya da iki kişilik yoga olarak da bilinen bu pratik, birtakım yoga pozlarının birlikte yapılması anlamına gelir. Geleneksel olarak yoga tek başına yapılsa da, birbirini önemseyen iki kişi bunu birlikte deneyimlediğinde ilişkiye bambaşka bir derinlik katabilir. Ortak pozlar ve paylaşılan nefes, özellikle sevgililer ve eşler arasında güven inşa ederek bağı güçlendirebilir.
Ortak hedefli etkinliklerin mutluluğu artırdığı biliniyor. Çift yogası ise bunun bir adım ötesine geçer, çünkü doğru duruşa ulaşmak için partnerlerin birbirinin iletişimine ve desteğine güvenmesi gerekir. Klinik sosyal hizmet uzmanı ve terapist Melissa Whippo, çift yogasını özellikle yoğun çatışma yaşayan çiftlerde beden odaklı bir terapi aracı olarak kullanıyor. Ortak duruşlarda iki kişinin sinir sistemi yavaşlıyor ve çiftler anda daha fazla mevcut olabiliyor. Psikoterapist ve yoga eğitmeni Julia Lehrman ise rızaya dayanan bilinçli dokunuşların, kelimelere gerek kalmadan daha derin bir iletişim dili kurmayı sağladığını belirtiyor.
Düzenli olarak birlikte yoga yapmak, çiftler arasındaki yakınlığı besleyebilir. Pozlar sırasında gereken nefes uyumu ve fiziksel birliktelik, karşılıklı güveni güçlendirir. Diğer yoga türleri gibi çift yogası da stresi ve kaygıyı azaltmaya yardımcı olabilir. Sevgilinin dokunuşuyla hissedilen şefkat, gerginliği bırakmayı ve farkındalığa odaklanmayı kolaylaştırabilir. İdeal olarak en az sözle uygulanan bu pratik, çiftlerin beden dilini keşfetmesine ve birbirini daha derinden duymasına alan açar. Paylaşılan bu yakınlık, zaman zaman çiftler arasındaki duygusal ve fiziksel bağı da derinleştirebilir.
Çift yogasına basit hareketlerle başlamak önemlidir çünkü çiftlerin yoga geçmişi ve esnekliği pratiği doğrudan etkiler. Başlangıç için öne eğilerek nefese odaklanılan “adho mukha sukhasana”, “anuvittasana” ya da nefes senkronizasyonu gerektiren “partner twist” gibi pozlar tercih edilebilir. Deneyim arttıkça “paripurna navasana”, birbirini dengeleyerek desteklemeyi sağlayan “dvi vrksasana” ve daha ileri seviye duruşlar denenebilir. Burada altın kural, partnerinizle rekabet etmemektir. Çift yogasının etkisi, fiziksel üstünlük kanıtlamak yerine farklılıkları gözeterek birbirinize destek olduğunuzda ortaya çıkar. Egonuzu bir kenara bırakıp dikkatinizi hem kendi nefesinize hem partnerinizin nefesine verdiğinizde, anda kalmanız kolaylaşır.
Tüm bu bağların ortak bir kökü var: kendinizle kurduğunuz ilişki. Kendinize şefkatle yaklaştığınızda, hem başkalarının duygularını taşırken kendinizi koruyabilir, hem sağlıklı sınırlar çizebilir, hem de sevdiklerinizle daha derin bağlar kurabilirsiniz. Öz sevgi, sağlıklı her ilişkinin sessiz temelidir.
Bu yolculukta küçük pratikler büyük fark yaratabilir. Kendinize ayıracağınız birkaç sakin dakika -ister bir merkezde meditasyon derslerine katılarak ister evinizin huzurunda online meditasyon kaynaklarıyla- hem kendinizle hem çevrenizle bağınızı besleyebilir. Önemli olan, en başta kendinize nazik davranmayı unutmamak; çünkü kendinizle kurduğunuz o nazik bağ, dünyaya açılan en güzel kapıdır.
For live sessions and content → Click to download the app!