
Ebeveynliğin en çok konuşulan tarafı genellikle görünür olanı: hazırlıklar, malzemeler, uyku düzenleri, kurallar. Oysa bir çocukla kurulan ilişkinin kalitesini belirleyen şey çoğu zaman daha sessiz bir yerde duruyor. Ne kadar hazırlıklı olduğunuzdan çok, ne kadar orada olabildiğinizle ilgili.
Bu rehberde bilinçli ebeveynliki iki farklı açıdan ele alacağız. İlk bölümde baba olmaya hazırlanmanın pratik ve duygusal tarafına bakacağız: sürece nasıl dâhil olunur, nasıl takım olunur, sınırlar nasıl konur. İkinci bölümde ise çocukla gerçek bir bağ kurmanın yoluna, yani dikkate geçeceğiz.
İki bölümü birbirine bağlayan tek bir fikir var: Çocuğunuza verebileceğiniz en değerli hediye, dikkatiniz. Hazırlık listeleri de, mindfulness pratikleri de aslında aynı şeye hizmet ediyor; o an gerçekten orada olabilmenize.
Baba olacağını öğrenmek, insanın hayatındaki en belirleyici anlardan biri. Bu haberi yeni alanlar şaşkınlıkla baş başa kalabilir; yıllardır o anı bekleyenler bile aynı anda sevinç, heyecan, kaygı ve korku hissedebilir. Bu duyguların bir arada durması normal, kişi bunu hep istemiş olsa bile.
Tam anlamıyla hazırım demek çoğu zaman zor görünüyor. Yine de doğuma kadar geçen süreçte ve doğumdan sonraki hem heyecanlı hem yorucu aylar boyunca uygulanabilecek somut adımlar var. Bunları dört başlıkta toparlayalım.
Bebeği fiziksel olarak taşıyan kişi siz olmayabilirsiniz, ancak bu durum hamilelik ve doğum sürecinin parçası olmadığınız anlamına gelmiyor. Taşıyıcı anneyle ilerleyen ya da evlat edinmeyi planlayanlar için de sürece dâhil olmanın yolları var.
Ebeveynlik bireysel değil ortak bir sorumluluk. Ebeveynler ve bebek, romantik ilişki devam etse de etmese de yaşam boyu bağlanıyor. Bu nedenle süreci puan tutulan bir rekabet gibi görmek yerine takım gözlüğüyle izlemek çok daha işlevsel.
Doğum süreci ve sonrasında aile ve çevreyle ilişkiler yoğunlaşabiliyor. Doğuma kim girer, misafirler ne zaman gelir, ziyaretler nasıl olur; bu kararları takım veriyor. Aile ya da arkadaşlar bu seçimleri sorgularsa, ebeveynlerden birinin sesini çıkarması ve sınırı netleştirmesi gerekiyor.
Burada altını çizmek istediğimiz bir şey var: Sınır koymak sağlıklı ve normal bir tutum. Doğumu kutlamak için ilk günlerde evi kalabalıklaştırmak isteyebilirsiniz, bu tercih geçerli. Ziyaretçileri sınırlayıp ailece baş başa kalmak isteyebilirsiniz; bu da geçerli. Aile olarak ne yapacağınızı ve ne yapmayacağınızı çevreye açıkça söyleyebilirsiniz.
Partnerinizin yanında durmak da bu başlığa giriyor. Randevularda soru sormak için söz alabilir, doğum sırasında ihtiyaçları dile getirebilirsiniz. Eşinizin işe dönme kararını da, evde kalma kararını da destekleyebilirsiniz. Doğum sonrası depresyon belirtilerini takip etmek ise özellikle önemli; böyle bir tablo söz konusuysa doğru profesyonel yardıma ulaşmada güçlü bir destek olabilirsiniz. İki sağlıklı ebeveyn, bebek için iyi bir zemin kuruyor.
Hazırlığın bir de duygusal tarafı var ve bu taraf çoğu zaman daha az konuşuluyor.
Babalık uzun soluklu bir varoluş biçimi. Günlük küçük anlar çocukla kurulan bağın temelini oluşturuyor ve bu ilişkinin en güçlü unsuru süreklilik. İşte bu noktada ikinci bölüme geçiyoruz: Peki o küçük anlarda gerçekten orada olmayı nasıl başarırız?
Uzman psikolog, sanat odaklı danışman ve mindfulness öğretmeni Suzi Amado, mindfulness pratiklerini yıllardır hem uyguluyor hem öğretiyor. Kendi deneyimini anlatırken sık sık aynı düşünceyle karşılaştığını söylüyor: Keşke ben çocukken bunları bilseydim, bana iyi gelirdi.
Mindful ebeveynlikin temelinde de bu fikir yatıyor: Kendimize iyi gelen bir beceriyi çocuklarımıza da erkenden aktarabilmek.
Amado'nun tanımı sade: Mindfulness, kişinin an be an deneyiminin farkında olma hâli. En temel pratiklerden biri kendimizi ziyaret etmek ve şu soruları sormak: Bedenimde ne oluyor? Aklımdan ne geçiyor? Şu anda ne hissediyorum?
Mindfulness bizi bir iç gözlemci geliştirmeye davet ediyor. Bu iç gözlemci, yaşadığımız deneyimin farkında olmamızı ve deneyimle aramıza küçük bir mesafe koyabilmemizi sağlıyor. Böylece otomatik tepkiler vermek yerine, deneyime nasıl yanıt vereceğimizi seçebiliyoruz.
Öfkelendiğimizde bir an durup bu öfkeyle ne yapmak istediğimize karar verebiliyoruz. Dikkatimiz dağıldığında biraz uçuşmayı, ki yaratıcı süreçler bazen buna ihtiyaç duyuyor, ya da dikkatimizi bilinçli olarak dilediğimiz yere yönlendirmeyi seçebiliyoruz. Üzüldüğümüzde üzüntüde kalmayı tercih edebiliyoruz; Amado'nun güzel ifadesiyle üzüntü, sevginin önemsediği şeyi onurlandırmasıdır.
Bu beceri hem bize iyi geliyor hem de çocuklarla kurduğumuz ilişkide daha dingin olmamızı sağlıyor. Küçük yaşlardan itibaren bunu çocuklara öğretmek ise onların hayat deneyimlerini daha kolay karşılayabilmelerine destek oluyor.
Amado'ya göre mindfulness'ın hem bize hem çocuklara hediyesi şu: Dikkatimizi nereye vereceğimiz konusunda bir seçimimiz olabileceğini göstermesi ve bu seçimleri bilgece yapmayı öğretmesi.
Günümüzde ekran başında geçirilen sürenin artması ve sosyal medyanın hızlı akışları içinde bölünmemiş dikkat vermek adeta bir lüks hâline geldi. Amado'nun yaptığı karşılaştırma çarpıcı: Zamanın nasıl geçtiğini anlamadığımızda geriye bakıp nelere ne kadar vakit ayırdığımızı görebiliyoruz. Paramız bittiğinde harcamalarımıza bakıp paranın nereye gittiğini anlayabiliyoruz. Ama dikkat farklı; onun nereye gittiğini gösteren bir dökümü yok.
Şu satırları okurken bile dikkatiniz pek çok yere kayıyor olabilir: bir bildirim, aklınıza gelen bir e-posta, az sonra yapmanız gereken bir telefon görüşmesi. Hepimizin dikkati uçuşuyor ve bu on yıl öncesine göre çok daha fazla. Bu kadar hızlı akan uyaranların içinde yaşayan çocuklar ise dikkatlerini kontrol etmekte doğal olarak zorlanıyor. Bu yüzden hepimiz için dikkat kaslarını geliştirmek büyük önem taşıyor.
Mindfulness uygulamaları genel olarak ikiye ayrılıyor: meditasyonlar ve günlük hayata yayılmış pratikler. Her yaş grubuna öğretilen temel meditasyon ise şu: Nefes al, ver. Nefesinin doğal ritmini bulmasına izin ver. Dikkatini nefesine ver ve nefesinin bedenindeki hareketini izle. Aklına her düşünce geldiğinde, ki gelecektir çünkü zihnin işi düşünmek, dikkatini nazikçe tekrar nefesine ver.
Buradaki amaç düşüncenin gelmemesi değil, düşünce geldiğinde dikkati düşünceden alıp nefese verme becerisini kazandırmak. Çocuklarda bu bazen nefes yerine ses, koku ya da bedensel hislerle başlatılıyor ve elbette çok daha kısa tutuluyor. Aynı mekanizma üzüldüğümüzde, öfkelendiğimizde ya da kaygılandığımızda dikkatimizi önce nefesimize, sonra seçtiğimiz başka bir şeye vermemizi mümkün kılıyor.
Çocuklar için günlük hayata yayılmış pratiklerin karşılığı, oyunun içine yerleştirilmiş mindfulness ve nefes egzersizleri. Amado'nun paylaştığı örnekler oldukça uygulanabilir:
Dikkatin bir başka kıymetli yönü de birbirimize verdiğimiz bölünmemiş dikkat. Özellikle çocuklarla geçirilen zamanlarda bu çok önemli.
Amado şunu vurguluyor: Dikkatimiz her kaydığında, her telefona bakmak istediğimizde, aklımıza o güne dair bir sorun ya da yapılacak işler listesi geldiğinde dikkatimizi bilinçli olarak yeniden çocuğa ve onunla paylaştığımız ana vermek, hem iyileştirici bir etki yaratıyor hem de aramızdaki bağı güçlendiriyor. Kendi mindfulness pratiğimiz, çocuklarla kurduğumuz bağın kalitesini artırıyor ve dokusunu güçlendiriyor.
Birinci bölümdeki babalık hazırlığıyla bu bölümün kesiştiği yer tam olarak burası. Bez değiştirmek, uyku öncesi şarkı söylemek ya da kitap okumak; bunların hepsi bölünmemiş dikkatle yapıldığında bambaşka bir anlam kazanıyor.
Mindfulness'ın yaygınlaşmasında büyük emeği olan Jon Kabat-Zinn yargılamamak, sabır, güven ve başlangıç zihniyeti gibi temel tutumlardan söz ediyor. Birkaç yıl önce bu tutumlara şükran ve cömertliği de ekledi.
Amado'nun ifadesiyle ancak fark edebildiğimiz şeye teşekkür edebilir, temas kurabildiğimiz ana cömertçe alan açabiliriz. Cömertlik bazen zamanımızı ve dikkatimizi vermek, bazen de birine içten bir gülümsemeyle günaydın demek. Çocuğunuza ve çevrenize bu şekilde davrandığınızda, bu tutumun onda da filizlenmesine katkı sağlıyorsunuz.
Burada önemli bir ayrım var: Bir çocuğa şükranı öğretmek, ona hep mutlu ol ya da şikâyet etme demek değil. Olanı fark etmeyi, küçük anları görmeyi, hayatın tadını çıkarmayı ve yeterli hissetmeyi öğretmek.
Amado'nun mentörü Chris Willard'dan öğrendiği ve hem kendisinin uyguladığı hem de öğrettiği bir şükran pratiğiyle bitirelim. Her gün tek başınıza ya da çocuğunuzla birlikte yapabilirsiniz:
Bunu günü bitirmeden önce kendinize bir yazı pratiği olarak yapabilir ya da çocuğunuzla sohbet içinde uygulayabilirsiniz. Her gün bir diken ve üç gül düşünüp paylaşabilirsiniz. Bu pratik hem çocuğun zorlandığı deneyimleri paylaşmasına alan açıyor, hem şükran duygusunu besliyor, hem de onu heyecanlandığı bir şeyi beklemenin keyfiyle tanıştırıyor.
Mindfulness pratikleri bize ve çocuklarımıza kendimizi ziyaret etmek için fırsatlar sunuyor. Bu ziyaretler kendimizi gözlemlemeyi ve dikkatimizi nereye vereceğimize dair seçim yapmayı öğretiyor; hayatı daha dokulu, keyifli ve şefkatli bir deneyim olarak yaşamamıza yardımcı oluyor.
Bilinçli ebeveynlik dediğimiz şey de aslında bu ikisinin toplamı: hazırlıklı olmak ve orada olmak. Hazırlık listeleri size güven veriyor, dikkat pratiği ise o güveni gerçek bir bağa dönüştürüyor. Hepsini bir anda hayatınıza katmanız gerekmiyor; bu akşam çocuğunuzla üç gül ve bir diken paylaşmak ya da telefonu başka bir odada bırakıp on dakika tamamen orada olmak, başlangıç için fazlasıyla yeterli.
Son bir hatırlatma: Mindful ebeveynlik pratikleri destekleyici araçlar, tıbbi ya da psikolojik tedavinin yerini tutmuyorlar. Doğum sonrası dönemde siz ya da partneriniz kendinizi sürekli çökkün, kaygılı veya tükenmiş hissediyorsanız, bir ruh sağlığı uzmanından destek almak atabileceğiniz en değerli adım olur.
For live sessions and content → Click to download the app!