
Hayat her zaman akıcı ve hafif ilerlemez. Bazen bir ilişkide nedenini koyamadığınız bir sıkışma, iş yerinde anlam veremediğiniz bir yıpranma, aniden bastıran bir korku ya da içinizde büyüyen bir suçluluk hissedersiniz. Bu zor duygular insan olmanın bir parçasıdır ama onları fark etmek, isimlendirmek ve nasıl çalıştıklarını anlamak, yani bir tür mindfulness geliştirmek, yüklerini hafifletmenin ilk adımı olabilir.
Modern psikoloji, yaşadığımız pek çok deneyime bir dil kazandırır. Bu yazıda gaslighting ve mobbing gibi psikolojik baskı biçimlerinden panik atak, anksiyete ve travmaya, oradan da zihnimizin olumsuza eğilimine ve suçluluk duygusuna kadar uzanan kavramlara birlikte bakacağız. Amacımız tanı koymak değil, bu kavramları sade bir dille anlamanıza ve gerektiğinde doğru desteğe yönelmenize yardımcı olmak. Çünkü zihinsel sağlık, tıpkı bedensel sağlık gibi şefkat ve özen ister; ikisi birlikte bütünsel sağlıkı oluşturur.
Zor duygulara bakmadan önce, zihnimizin neden olumsuza bu kadar takıldığını anlamak işimizi kolaylaştırır. Psikoloji ve nörobilim araştırmaları, insan beyninin olumsuz olaylara, olumlu olanlara kıyasla daha güçlü tepki verdiğini gösteriyor. Literatürde olumsuzluk yanlılığı olarak adlandırılan bu eğilim eleştirilerin, tehditlerin ya da risklerin zihnimizde daha uzun süre yer etmesine neden olabiliyor. Swarthmore College'da psikoloji ve nörobilim doçenti Catherine Norris bunu sade biçimde özetliyor: Kötü olan, çoğu zaman iyi olandan daha güçlü hissedilir.
Uzmanlara göre bu, aslında hayatta kalmaya dayalı bir mekanizma. California Üniversitesi Davis'ten psikoloji profesörü Alison Ledgerwood, su almaya giderken bir kaplanla karşılaşırsanız güzel gün batımına değil kaplana odaklanmanın akıllıca olduğunu söylüyor. Bugün karşımızda kaplanlar olmasa da beyin işsizlik ya da sağlık kaygıları gibi modern tehditlere benzer bir alarmla yanıt verebiliyor. fMRI gibi yöntemlerle yapılan çalışmalar da olumsuz görüntülerin beyinde daha güçlü ve daha kalıcı bir iz bıraktığını ortaya koyuyor.
İyi haber şu: Olumsuzluk yanlılığı kişiden kişiye değişir ve yönetilebilir. Ledgerwood, yalnızca bu eğilimin farkında olmanın yeterli olmadığını, olumsuz duyguları üretken eylemlere yönlendirmenin ve olumlu deneyimleri bilinçli olarak artırmanın gerektiğini vurguluyor. Aile terapisti Emma McAdam ise dikkati bilinçli biçimde olumlu unsurlara yöneltmenin ve şükür pratiği gibi alışkanlıkların, beynin daha dengeli düşünme kalıpları geliştirmesine yardımcı olabileceğini belirtiyor. Olumsuz duygular her zaman zararlı da değildir, çoğu zaman bilgi taşır ve bizi davranışlarımızı gözden geçirmeye yöneltebilir. Yine de bu yanlılık çok yüksek olduğunda anksiyete riskinin arttığı belirtiliyor.
Olumsuza eğilimli zihnin sıkça ürettiği duygulardan biri de suçluluktur. Suçluluk kimi zaman bizi doğru olanı yapmaya yönelten bir iç ses gibi çalışır; kimi zaman da insanı aşağı çeken ağır bir yüke dönüşür. Guilt Free kitabının yazarı Dr. Jennifer Reid, suçluluğun birçok kişi için gündelik bir deneyim hâline gelebildiğini, aşırıya kaçtığında ise kaygı ve öfkeyi tetikleyebildiğini aktarıyor.
Suçlulukla baş etmenin birkaç nazik yolu var. İlki, davranışa odaklanmak, kimliğe değil. Bir gün üretken olmamak sizi tembel yapmaz, bir arkadaşın doğum gününü unutmak sizi kötü bir insan yapmaz. Yapılan eylem ile kişilik arasında net bir ayrım kurmak önemlidir. İkincisi, iç eleştirmeni sakinleştirmek: Kendinize, bir arkadaşınızı teselli ediyormuş gibi şefkatle konuşmayı deneyin. Berbat ettim yerine elimden geleni yaptım demek, daha şefkatli bir çerçeve sunar. Psikolog Dale Atkins da suçluluğun yoğun olduğu günlerde o gün iyi yaptığınız şeylere bilinçle odaklanmanın duygusal yükü hafifletebileceğini söylüyor.
Hayal kırıklığını normalleştirmek de yardımcı olabilir. Bir alanda birilerini memnun ederken başka bir alanda hayal kırıklığına uğratmak çoğu zaman kaçınılmazdır, çünkü gün içinde zaman ve enerji sınırlıdır. Son olarak, suçluluğu eyleme dönüştürebilirsiniz: Kendinizi cezalandırmak yerine ileriye dönük tek bir küçük adım, örneğin ertelediğiniz bir telefonu açmak ya da kısa bir yürüyüşe çıkmak, döngüyü kırmaya yetebilir.
Bazı zor duygular içimizden değil, bir başkasının davranışlarından kaynaklanır. Bir ilişkide sürekli kafa karışıklığı, suçluluk ve kendinden şüphe arasında gidip geliyorsanız, aradığınız kelime gaslighting olabilir. Adını 1940'lı yıllarda beyazperdeye uyarlanan Gaslight adlı yapımdan alan gaslighting kişinin gerçeklik algısını hedef alan, sözlü ve davranışsal taktiklerle uygulanan bir psikolojik şiddet türüdür. Temelinde kontrolü ele geçirme güdüsü yatar ve kişinin benlik ile değer duygusu ciddi biçimde aşındırılır.
Felsefe doktoru Kate Manne gaslightingi cinsiyet ön yargısı ve kadın düşmanlığı üzerinden ele alırken, psikoterapist Dr. Stephanie Sarkis bu manipülasyonun altında planlı bir güç çabası ve çoğu zaman sorunlu bir çocukluk olduğunu belirtiyor.
Duygusal bir ilişkide gaslightingi şu davranış kalıplarından tanıyabilirsiniz:
Gaslightingin yarattığı yalıtılmışlık ve derin güven kaybı, zamanla kronik bir strese dönüşebilir, bu yüzden stres yönetimi ve destek almak değer kazanır. Yale Duygusal Zeka Merkezi'nin kurucularından Dr. Robin Stern'e göre gaslighting öğrenilmiş bir davranış kalıbıdır ve onunla baş etmenin yolları vardır. Güç mücadelesine dönüşen bir tartışmada, iki taraf da yatıştıktan sonra konuşmayı sürdürmeyi önermek hararetı azaltabilir ve kendi pozisyonunuzu korumanıza yardımcı olabilir. Sözlere değil davranışlara odaklanmak, yaşadığınız karmaşayı anlamlandırmayı kolaylaştırır. Ve sizi yalnızlaştırma çabasına koşulsuz inanmak yerine kendinize güvenmeyi seçebilirsiniz. Unutmayın: yaşadıklarınıza isim verebilmek, başlı başına güçlü bir adımdır.
Psikolojik baskı yalnızca özel ilişkilerde değil, iş yerinde de ortaya çıkabilir. Mobbing; haksız suçlamalar, aşağılamalar ve sözlü ile psikolojik taciz yoluyla bir bireyi işten ayrılmaya zorlama davranışıdır. Mobbinge uğrayan kişi psikolojik ve fiziksel rahatsızlıklar, itibar kaybı ve mali zorluklar yaşayabilir.
Mobbing temelde hiyerarşik konuma ve amaca göre incelenir. Hiyerarşiye göre, aynı seviyedeki kişiler arasında yaşanan yatay mobbing ve ast üst ilişkisinde görülen dikey mobbing bulunur. Amaca göre ise kurumun bir çalışanı istifaya zorladığı stratejik mobbing, yönetim eliyle uygulanan yönetim mobbingi, herhangi bir gerekçe gözetmeyen sapık mobbingi ve çalışanları hizaya sokmak için kullanılan disiplin mobbingi sayılabilir.
İş yerinde sürekli azarlanıyor, insanların önünde küçük düşürülüyor, haksız yere eleştiriliyor, tehditle sindiriliyor, grup etkinliklerinden dışlanıyor, hakkınızda dedikodu yapıldığını fark ediyor, anlamsız görevlere atanıyor ya da yetişmesi imkânsız sürelerde iş teslimi bekleniyorsa mobbinge uğruyor olabilirsiniz. Önemli bir hatırlatma: mobbingin suçlusu siz değilsiniz ve hiçbir davranışınız zorbalığı haklı çıkarmaz.
Mobbingle baş etmenin ilk adımı, durumu fark etmektir. Ardından kişisel sınırlarınızı kararlılıkla koruyabilir, durumu yöneticilere bildirebilir; tarih, saat, olay ve tanıklarla birlikte kaydedebilir, e-posta ile mesajların ekran görüntülerini saklayabilirsiniz. Mobbing yasal yaptırımları olan ciddi bir durumdur; bu yüzden gerektiğinde hukuki destek almak da bir seçenektir. Sessiz kalmak ya da işinizden ayrılmak zorunda değilsiniz.
Bazen de farkında olmadan mobbing yapan taraf olabiliriz. Eğer bu davranışları başkalarına uyguladığınızı fark ederseniz; başkalarının sınırlarına saygı göstermeyi, empati kurmayı ve açık iletişimi seçebilirsiniz. Davranışın kökeninde zorlayıcı bir geçmiş yatıyorsa, bir uzmandan destek almak hem çevrenize hem kendinize yapacağınız bir iyilik olur.
Bazı zor anlar bedende aniden belirir: çarpıntı, nefes darlığı, yoğun bir korku. Bu sırada çoğu kişi panik atak mı yoksa anksiyete mi yaşadığını ayırt etmekte zorlanır. Temel fark şudur: Anksiyete genellikle belirli stres etkenleriyle tetiklenir ve zamanla kademeli olarak artar; panik ataklar ise çoğunlukla beklenmedik ve ani gelir. Cleveland Clinic'ten klinik psikolog Dr. Regina Josell, panik atakta bedenin gerçekte tehlike yokken savaş ya da kaç tepkisini devreye soktuğunu anlatıyor.
Panik ataklar ani ve yoğun korku nöbetleridir, genellikle 15 ila 20 dakika sürer ve korkutucu olsalar da tehlikeli değildir. Tam nedeni bilinmese de beynin duygularla ilişkili amigdala bölgesi ve bazı hormonal dengesizliklerle bağlantılı olabileceği belirtiliyor. Bir atak sırasında kalp atışında hızlanma, göğüste rahatsızlık, terleme, titreme, baş dönmesi ya da boğulma hissi gibi belirtiler görülebilir.
Dr. Josell, ruh sağlığı uzmanlarının sıklıkla bilişsel yeniden yapılandırma adı verilen bir teknik kullandığını söylüyor; bu yöntemde kişi, panik tetikleyicileriyle bağlantılı düşünceleri tanıyıp değiştirmeyi öğrenir. Evde işe yarayabilecek bazı yaklaşımlar da var: yaşadığınızı etiketlemek (bu bir panik atak, rahatsız edici ama geçecek), atakları takip etmek, derin nefes almak ve dikkatinizi yüz yıkamak gibi duyusal bir eyleme yöneltmek.
Anksiyete atağı aslında tıbbi bir terim değildir, çoğu zaman panik atağı tanımlamak için kullanılır. Oysa anksiyete, insanın doğal bir duygusudur. Bir sınav ya da sunum öncesinde hissedilen kaygı rahatsız edici olsa da motive edebilir ve bizi tehlikelerden koruyabilir. Yaygın anksiyete bozukluğu yaşayan kişiler ise endişelerini kontrol etmekte zorlanır ve yorgunluk, baş ağrısı, çarpıntı, kas gerginliği gibi belirtiler yaşayabilir. Böyle bir durumda bir sağlık uzmanına başvurmak önemlidir; uzmanlar çoğu zaman konuşma terapisini, özellikle bilişsel davranışçı terapiyi ve gerektiğinde ilaç tedavisini birlikte önerebilir.
Bazı deneyimler, beden ile zihin arasındaki dengeyi derinden sarsar. Travma kişide psikolojik ya da fizyolojik hasar oluşturan olaylar olarak tanımlanır. Salgın, ani kayıplar, doğal afetler, savaş, cinsel saldırı ve kazalar yoğun korku ve çaresizliğe yol açabilir. Bir olayın travma niteliği taşıyıp taşımadığı kişiden kişiye değişir; çünkü beden, ruh ve zihin arasındaki etkileşim her insanda farklıdır.
Travma sonrasında fiziksel (mide bulantısı, göğüste sıkışma, baş ağrısı), davranışsal (içe kapanma, dikkat dağınıklığı, uyku ve iştah değişiklikleri) ve duygusal (şok, inkâr, umutsuzluk, suçluluk) tepkiler görülebilir. Travmalar; duygusal, fiziksel, cinsel, gelişimsel, ikincil ve kolektif travma gibi farklı başlıklar altında incelenir.
Travmatik bir olayın ardından yaşanan yoğun stres, sürekli kaygı, olayın yeniden yaşanacağı hissi ve kolay öfkelenme kontrol altına alınamadığında Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), bir diğer adıyla PTSD gelişebilir. Her travma yaşayan kişide TSSB gelişmez ve belirtiler bazen aylar hatta yıllar sonra ortaya çıkabilir. Belirtiler genellikle üç başlıkta toplanır: travmanın zihinde yeniden canlanması, onu hatırlatan şeylerden kaçınma ve sürekli tetikte olma hâli, yani aşırı uyarılma. Tanı ve tedavi sürecinde mutlaka uzman desteği gereklidir.
Travmayla baş etmenin önemli bir parçası verilen tepkilerin çoğu zaman doğal olduğunu, olağan dışı olanın yaşanan olayın kendisi olduğunu fark etmektir. Düzenli beslenmek, yeterince dinlenmek, kişisel ihtiyaçları ihmal etmemek ve alkol ile madde kullanımından uzak durmak sürece olumlu katkı sağlar. Psikolog ya da psikiyatr eşliğinde yürütülen psikoterapi ve gerektiğinde ilaç tedavisi, belirtilerle baş etmeyi destekler.
Çevrenizde travma yaşamış biri varsa onu konuşmaya zorlamadan, sabırlı ve anlayışlı bir tutumla güvenli bir alan sunabilirsiniz. Sosyalleşmeye nazikçe teşvik etmek ve profesyonel desteğe yönlendirmek de iyileşmeye katkı sağlar. Bu noktada meditasyon, nefes çalışması ve stres yönetimi teknikleri gibi yöntemler belirtilerin hafiflemesine destek olabilir; ancak bunlar profesyonel yardımın yerine geçmez, yalnızca onu tamamlar. Hekim Dr. Gabor Maté'nin hatırlattığı gibi, travmanın etkileri yaşanan anla sınırlı kalmaz, sevme ve dünyayı algılama biçimimizi bile etkileyebilir.
Tüm bu kavramların ortak bir noktası var: Zor duyguları ve yaşananları anlamak, onlarla baş etmenin ilk adımıdır. İkincisi ise kendinize, en sevdiğiniz birine davranır gibi şefkatle yaklaşmaktır. Bazı yükler tek başına taşınmaz; bir psikolog ya da psikiyatrdan destek almak zayıflık değil, kendine gösterilen özenin en güçlü hâlidir.
Günlük hayatta zihninize alan açmanın küçük yolları da işe yarayabilir. Bir rahatlama meditasyonu ya da kısa bir günlük meditasyon pratiği, yoğun anlarda nefeslenmenize yardımcı olabilir. İster bir merkezde meditasyon derslerine katılın, ister evinizin sessizliğinde online meditasyon ve rehberli meditasyon kaynaklarıyla küçük adımlar atın. Önemli olan, kendinize nazik davranmayı ve gerektiğinde yardım istemeyi unutmamak.
Bu konuların hepsi hassas başlıklardır. Eğer bu yazıyı okurken kendi yaşadıklarınızı tanıdıysanız, bu duygularla tek başınıza kalmak zorunda değilsiniz; alanında bir uzmana ulaşmak, atabileceğiniz en değerli adımlardan biri olabilir.
For live sessions and content → Click to download the app!