
Dünya Sağlık Örgütü, tükenmişliği tıbbi bir hastalık olarak değil, iş ortamına bağlı bir durum olarak tanımlıyor. Uzmanlar, artan iş yükü, kontrol kaybı ve adaletsizlik duygusunun tükenmişliği tetiklediğini; yeni başlayan çalışanların ise basit adımlarla riski azaltabileceğini söylüyor.
Kariyerinde yeni bir aşamaya geçen pek çok çalışan için heyecan, zaman içinde strese ve tükenmişliğe dönüşebiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre tıbbi bir hastalık olarak sınıflandırılmasa da tükenmişlik, iş yerinde ortaya çıkan bir olgu olarak kabul ediliyor. Uzmanlar, bu durumu yaşayanların fiziksel ve duygusal olarak tükendiklerini, işe başlamadan önce bile bitkin hissettiklerini, yaptıkları işe karşı alaycılaştıklarını ve performanslarının düştüğünü düşündüklerini belirtiyor. Tükenmişlik kimi zaman depresyonu taklit edebiliyor ve kişinin günlük hayattan aldığı keyfi azaltabiliyor.
The Newyork Times’tan Katie Mogg’un haberine göre, Harvard Tıp Fakültesi’nde psikoloji doçenti olan ve yöneticilere tükenmişlik yönetimi konusunda destek veren Luana Marques, bu durumun “sürekli ağır bir yük taşımak, sanki her zaman yanınızda bir çuval patates varmış gibi hissettirebileceğini” söylüyor.
Uzmanlara göre tükenmişliği tamamen çalışanların kendi başına önlemesi mümkün değil; ancak etkisini azaltmak için yapılabilecekler var.
Kanada’daki Acadia University’den psikoloji profesörü ve The Burnout Challenge kitabının ortak yazarı Michael P. Leiter, tükenmişliğe yol açan koşulların kişiden kişiye değiştiğini ancak çoğu durumda bir işe dair beklentilerinizle işin gerçekliği birbirine uymadığında ortaya çıktığını söylüyor.
Uzmanlara göre yoğun iş yükü tükenmişliğin en belirgin nedenlerinden biri. Arizona’daki Mayo Clinic’te Neşe ve İyi Oluş Ofisi’nin yardımcı tıbbi direktörü Dr. Cynthia M. Stonnington, “Yapmanız gereken iş miktarıyla onu yapmaya ayırabileceğiniz zaman arasında sürekli bir boşluk varmış gibi hissedebilirsiniz.” diyor.
Yeterli kontrol alanının olmaması, görevlerin tatmin edici bulunmaması, etik sorunlar, iş arkadaşlarından kopukluk veya yöneticiyle yaşanan adaletsizlik algısı da tükenmişliği tetikleyen diğer faktörler arasında.

Leiter, işin pek çok yönünün çalışanların kontrolü dışında olduğunu hatırlatıyor ve tükenmişliği azaltan bir çalışma ortamının yalnızca çalışanların sorumluluğu olmadığını vurguluyor. Ancak yeni bir işe başlayanların riskleri azaltmak için proaktif davranabileceğini söyleyen Central Florida Üniversitesi’nden Mindy Shoss, çalışanların yeni olmanın avantajını kullanarak bolca soru sormasını öneriyor.
Leiter, çalışanlara yöneticileriyle iletişim kurarak kendilerini en çok motive eden görevleri paylaşmalarını ve bunların iş günlerine nasıl entegre edilebileceğini sormalarını öneriyor. Bu yaklaşım “iş şekillendirme” olarak adlandırılıyor ve küçük çaplı araştırmalar, bu yöntemin çalışanların işlerine daha çok bağlanmasına yardımcı olabileceğini gösteriyor.
Dr. Stonnington’a göre yöneticilerle günlük veya haftalık öncelikler hakkında düzenli konuşmak, geri bildirimin nasıl verileceğini baştan öğrenmek ve beklentilerin netleştirilmesi de tükenmişlik ihtimalini azaltıyor.
Johns Hopkins Bloomberg School of Public Health’ten Ron Z. Goetzel, iş yükü ağırlaştığında sessiz kalmamanın önemli olduğunu belirtiyor. Bu sayede yöneticilerin, görevlerin bir kısmını çalışan üzerinden alıp alamayacağını değerlendirme imkânı doğuyor.
Tükenmişliği azaltan bir diğer unsur, iş arkadaşlarıyla kurulan bağ. Marques, samimi bağların dostluk veya mentorluk fırsatları doğurduğunu; Dr. Stonnington ise bunun derin bir arkadaşlık olmak zorunda olmadığını, “gevşek ya da yüzeysel” bağlantıların bile fayda sağlayabileceğini vurguluyor.
Marques, iş dışındaki ilişkilerin ve hobilerin de aynı derecede önemli olduğunu belirtiyor. İş dışındaki ilgi alanlarının kişiyi desteklediğini ve moral bozukluğu dönemlerinde toparlanmaya yardımcı olduğunu söylüyor.
Goetzel ise dinlenmenin önemine dikkat çekiyor: “Sırtüstü uzanıp tavana bakmak da tamamen kabul edilebilir. İnsanlar bunu daha çok yapmalı.”