
Belirli bir zamanda yapılması gereken işlerin -keyfi ya da sebepsiz biçimde- geciktirilmesi durumuna erteleme denir. Bu işler genellikle önemsiz olarak görülen görevler olabilir ve üşenme sonucu son ana bırakılabilir. Bu tür durumlarda erteleme, büyük bir sorun teşkil etmeyebilir. Ancak önemli işlerin sürekli ertelenmesi ve bunun çıkmaz bir döngü hâline gelmesi, kişide stres, endişe, yetersizlik duygusu, son ana sıkıştırmanın yarattığı öfke ve mutsuzluk gibi duyguların ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu durum, yaşamı olumsuz yönde etkileyebilir.
Miboso Wellbeing uzmanlarından Uzman Psikolog Koret Munguldar, erteleme davranışını anlamak için öncelikle kişinin kendine yönelttiği soruların önemine dikkat çekiyor. “Ertelemek bana nasıl hizmet ediyor? Hangi tarafım ertelediğimi düşünüyor ve bundan rahatsız oluyor?” gibi soruların, erteleme döngüsünü anlamada ve bu döngünün üstesinden gelmede rehberlik edebileceğini belirtiyor.
Erteleme davranışının altında yatan nedenleri fark etmek ve bu davranışla başa çıkmak için izlenebilecek yollar, Uzman Psikolog Koret Munguldar’ın anlatımıyla şu başlıklar altında ele alınıyor:
Hoşlanılmayan her davranış biçiminin altında, aslında bir ihtiyaca hizmet eden temel bir neden bulunur. Bu nedenle bilinç düzeyinde ertelemenin istenmediği ve bu alışkanlığın değiştirilmek istendiği söylense bile, kişinin bir tarafı ertelemeye devam edebilir. Çünkü bu davranış, bilinçdışı bir ihtiyaca hizmet ediyor olabilir. Rahat bir zaman diliminde yapılabilecek bir işi son ana bırakmak, başarısızlık hâlinde kendini daha konforlu hissetmekle ilişkili olabilir. Kısıtlı zamanda istenen performansın gösterilememesi, “zaten iyi iş yapamıyorum, başarısızım” gibi içsel inançları pekiştirebilir. Bunun yanı sıra, başarıdan ve bir hedefe ulaşmanın getirdiği duygulardan korkulması da mümkün olabilir. Başarı, çoğu zaman konfor alanından çıkmayı gerektirir ve bu durum kaygı yaratabilir.
Bu noktada, başarısızlık inancının kaynağına inmek ve bu hikâyenin sürdürüldüğünü fark etmek, değişim sürecine katkı sağlayabilir.
Bu amaçla, “Bu işi ertelemeden ve istediğim şekilde başarırsam, ne olacağından korkuyorum?” sorusunun yanıtlarının bir kâğıda detaylı biçimde yazılması önerilir.
Örneğin: Kıskanılmaktan korkulabilir; kıskanılmanın yalnızlığa yol açacağına inanılabilir. Eşten daha başarılı olmanın ilişkiye zarar vereceği düşünülebilir. Annenin yargıladığı birine dönüşmekten korkulabilir. Çekici olunduğunda insanların bedensel taleplerinin artacağına ve hayır demekte zorlanılacağına inanılabilir. Bu tür bir çalışma, derindeki korkuların fark edilmesine yardımcı olabilir.
Erteleme sürecinde, zihnin sürekli olarak “yetersizsin” düşüncesini yinelemesiyle birlikte bedende stres hormonları salgılanmaya başlar. Sempatik sinir sisteminin aşırı aktive olması kaçma ya da savaş tepkisini, parasempatik sistemin devreye girmesi ise donma hâlini tetikleyebilir. Bu durumda, işe başlamak için gerekli sakinlik ya da enerji bulunamayabilir. Böyle anlarda, öncelikle bedeni düzenleyecek küçük bir regülasyon çalışması (örneğin nefes egzersizi) yapılmasının, ardından planlanan işe başlanmasının destekleyici olabileceği belirtilir.
Geçmişte sürekli stresli ortamlarda hayatta kalmaya alışmış bir beden -çoğu zaman çocukluk travmalarına bağlı olarak- sakinlik hâlinde kendini güvende hissetmeyebilir. Son anda yapılan işlerin yarattığı adrenalin ve kortizol artışına alışılmış olabilir. Bu durumda, son dakika baskısı yoğun bir uyarılma hissi yaratır ve erteleme davranışıyla bu yükselme hissi tekrar üretilir.
Bilinçdışında yer alan “ancak stres altında başarılı olunabilir” inancı, sinir sisteminin sürekli stres hâlinde çalışmaya koşullanmış olmasından kaynaklanabilir. Uzun vadede bu döngünün değişmesi, bedenin sakinlik hâlinde kalabilmeyi deneyimlemesiyle mümkündür. Bu da travmatik hâlde kalan bedenin terapi, yoga ve benzeri yöntemlerle regüle edilmesi anlamına gelir.
Bazı durumlarda “yapılması gereken” olarak tanımlanan şey, kişinin içinden gelen bir istek olmayabilir. Bu tür hedefler, aile, toplum veya çevre tarafından öğretilmiş olabilir. “Yapılması gereken” olarak görülen bir çalışmanın, kişinin bir parçası tarafından istenmemesi ve bu nedenle zorlayıcı bir hâl alması mümkündür. Örneğin diyete başlamak, en çok arzu edilen yol olmayabilir; ancak buna yönelik bir şartlanma oluşmuş olabilir.
Hedefler çoğu zaman kalpten değil, zihinden; yani büyüme sürecinde edinilen koşullanmalardan kaynaklanır. Bu çelişkinin fark edilmesi ve bedensel farkındalıkla gerçek arzulara bakılması önerilir. Bu perspektiften bakıldığında, erteleme davranışı, öz benliğe dönüş için bir yardım çağrısı olarak da değerlendirilebilir.

Zihin, sıklıkla “eksiksin, geç kaldın” gibi düşünceler üretir. Bu hikâyeler iyi niyetli bir koruma ve motive etme çabası olsa da çoğu zaman işlevsel değildir. Zihnin bu sesinin öğrenilmiş bir ses olduğu fark edildiğinde, bu sese rağmen harekete geçilebileceği görülebilir.
Kısır döngüden çıkmanın yolu, mümkün olan en küçük adımı atmaktan geçer. Bu küçük adım atıldığında beden harekete geçer; bedenin hareketlenmesiyle birlikte zihinsel gürültü azalır. Hareket, hareketi beraberinde getirir.
Erteleme, çoğu zaman hedef ve sonuç odaklı olmanın yarattığı baskıdan kaynaklanır. Bu nedenle küçük anların nasıl daha keyifli hâle getirilebileceğine odaklanılması önerilir. Ciddi sorumluluklar bile sürece keyif katıldığında daha yaratıcı ve verimli biçimde tamamlanabilir. Bu, önemli bir iş sunumu hazırlamak ya da evi yeniden düzenlemek gibi farklı alanlar için geçerli olabilir.
Sürece ve keyifli vakit geçirmeye öncelik verildiğinde anda kalmak ve rahatlamak mümkün olur. Sevilen bir müziğin açılması, ortamın düzenlenmesi ve duyulara hitap eden unsurların yapılan işe dâhil edilmesi, hedefe ulaşmayı daha doyurucu hâle getirebilir. Böylece erteleme ihtiyacı da azalabilir.
Hedef ve sonuç odaklı bir dünyada, ertelenen hedefler üzerinden sürekli baskı kurulması, yetersizlik duygularını pekiştirmekten öte bir işlev görmeyebilir. Bu nedenle, anın koşulları içinde yapılabilenin en iyisine odaklanmak, bedeni stresten ve donukluktan çıkarmada önemli bir anahtar olarak değerlendirilir.
Kişinin elinden gelenin en iyisini yaptığı kabul edildiğinde, bedenin gevşemesi mümkün olabilir. Bu süreçte derin bir nefes almak, eli kalbin üzerine koymak ve zorlanan bir çocuğa yaklaşır gibi şefkatle küçük bir adım atmak, erteleme döngüsünün kırılmasına yardımcı olabilir.